Yeni Dünya Düzenine Karşı Duruş

Yeni Dünya Düzeni. İlla ki bu konu hakkında kulağınıza bir şeyler fısıldanmıştır. Ben yine de kısa bir tanım yapayım.

Yeni Dünya Düzeni, monarşileri yıkmayı ve dini inançları yok etmeyi, ulus devletleri ve vatanseverliği sonlandırarak totaliter bir tek dünya devleti kurmayı planladığı öne sürülen, faaliyeti ya da varlığı tartışılır fakat elde edilen bilgiler tam değerlilik kazanmamış olan bir teori. Aynı teorinin bir uzantısı olarak Rockefeller ailesiyle özdeşleşen illuminati zihin kontrolü ve bilinmeyen ya da gizli olan sistemleri uygulayarak, hükümetleri ve kuruluşları ele geçirerek yeni dünya düzeni kurmayı planladığı iddia edilen örgüt olup yine bir görüşe göre de illuminatinin bilinenin aksine, karanlık ve bilinmeyen organizasyonların yöneticisi olduğu düşünülmektedir.

Güncel kaynaklar üzerinde bu kavram her ne kadar da insanların kuruntusu olarak görülse de aslında günümüzde büyük oranda oluşturulmuş bir düzen olan Yeni Dünya Düzeni ile ilgili olarak deşifre niteliği taşıyan sözler de çok önemli kişilerin ağzından çıkmıştır. Bunlardan biri olan Georghe W. Bush, “Yeni Dünya Düzeni çok büyük bir fikirdir” sözü ile acaba neyi ifade etmiş olabilir.

Bir başka önemli isim olan İngiltere’nin en büyük toplum bilimcilerinden olan Anthony Giddens ülkemizle ilgili olarak “Türkiye, yeni dünya düzeninin merkezinde” ifadesini kullanmıştır. Ülkemizde de faaliyeti yürütülen ve Türkiye Cumhuriyeti‘nin resmi kurumlardaki arayüzü olan T.C. ifadesinin kaldırılıp da Yeni Türkiye ifadesinin literatürlere geçmesi de tamamen tesadüf olabilir mi?

Genel tanımlama olarak yukarıda bahsettiğim düzeyin yeterli olacağı kanısındayım. Ben birilerinin, karanlık ellerin dünya üzerinde bazı faaliyetler yürüterek bu gibi oluşumların içerisine girebileceğini düşünenler tarafındayım. Elbette hak, hukuk, adalet, demokrasi, insaniyet çok önemli kavramlar. Ancak bu konuları birileri çok iyi kullandığı için bizler sadece “evet, haklısın” demekten öteye gidemiyoruz.

Herkesin kullandığı ve artık sıradan bir örnek olarak herkesin zihninde yer alan Osmanlı örneğini ben tekrardan gündeme getireceğim. Osmanlı Devleti bir Türk Kağanlığı idi. Devletin hanedanlığı Türklerden oluşmaktaydı. Ancak içerisinde yetmiş iki milletten insanlar barış ve huzur içerisinde hayatlarını sürdürebiliyordu. Çünkü Osmanlı Devleti adalet anlayışı bakımından günümüz devletlerine dahi taş çıkartacak kadar adaletli bir devlet idi. Bu sayede o kadar sene ayakta kaldı. Yıkılma sebeplerini burada tartışmaya gerek yok. Ancak Mustafa Kemal ve arkadaşları tarih sahnesine çıkarak bir ulus devleti kurarak bu kara planın bir yüz yıl kadar gecikmesini sağladı.

Bugün topraklarımıza ve komşularımıza bakıldığı zaman ne kadar ulus devlet varsa parçalandığını ya da üzerine oyunlar oynandığını görmekteyiz. Hatta ve hatta Arap ülkelerinde başlangıçta Arap Baharı olarak başlayan ancak sonrasında Arap Hazanına dönüşen halk hareketinin de kimlerin işine yaradığını görmekteyiz. Bugün Büyük Ortadoğu Projesi adı altında Yeni Dünya Düzeni için hizmet edildiği gün gibi ortada olsa da giderek cahil bırakılmış ve algılarla yönetilen milletlerin pasif durumda olması ulus devletlerinin en büyük dezavantajıdır.

Mustafa Kemal’in Gençliğe Hitabesinde yazdığı üzere bugün ülkemiz içeriden ve dışarıdan kuşatılmış durumdadır. Bunu ülkenin özelleştirilmesi adı altında yabancılara peşkeş çekilmesine dayanarak söylemekteyim. Milli Ekonomi ya da Milli Sermaye, ismine ne derseniz deyin ayaklar altındadır. Kapitalist bu düzende ayakta kalmanın kuralı en kapital olmaktan geçtiğine göre Türkiye bugün sömürülen konumunda kendine yer edinmiştir.

Bu durumdan kurtulmanın elbette yolları vardır. Bunlardan en önemlisi düşmanı çok iyi tanımak ve onun emelleri doğrultusunda politikalar belirleyerek pozisyon almak olacaktır. Günümüzde emperyalist güçlerin kullandığı kelimelere bakarsak; İnsan Hakları, İleri Demokrasi, Eşitlik, Vakıflaşma, Gelişen Ekonomi, Yatırımcı Girişi/Çıkışı olarak karşımıza çıkmaktadır. Örnekler arttırılabilir. Ancak ifade etmek istediğim hak, hukuk, adalet gibi dünya üzerinde yaşayan herkesin kutsalı olan tabirler kullanılarak birileri kendilerini aklıyor, birileri kendini dünyanın sahibi ilan ediyor. Bu kesinlikle kabul edilemez. Sen kimsin ki İnsan Hakları Mahkemesinde beni yargılayacaksın? Sen kimsin ki benim iç işlerime karışıp demokratik olup olmadığımı denetleyeceksin? Ben kaç asır dünyaya adalet yaymış ecdadın evladıyım. Bu kabul edilemez. Evet belki çağın gerisinde kaldık. Bu kabul edilebilir ancak bu üç kağıtçıların trenine vagon olduğumuz için geri kaldık. Bugün Mustafa Kemal‘in bağımsızlık ve millilik politikalarından ne yazık ki ülkemizde eser kalmamıştır. Batılılaşmak ise onların üstünlüğünü kabul ederek onları taklit etmekten öteye geçememiştir. Haliyle bugün Türkiye bu konuma gerilemiştir. Türkiye’nin gerilemesi demek Türkiye’den öte Ortadoğunun ve Orta Asyanın gerilemesi anlamına gelmektedir.

Bizler bu durumla mücadele etmek için aynı düşmanın uyguladığı politikaları izlemek zorundayız. Aynı onlar gibi kamufle olup, onların modern dünya tabirleri diye ifade ettikleri tabirler ile mevki makam sahibi olarak bu gidişi engelleyecek noktalarda kritik vazifelere sahip olabiliriz. Tabi ki dışarıda bunu yaparken içeride de ülkemizi daha demokratik ama ulusal değerlerine sahip çıkan, daha adaletli, ekonomik olarak daha güçlü ve milli bir hale getirmek için çabalamalıyız. Eğer bizler bu mücadeleyi verirsek Türkiye var olacaktır. Var olmanın da ötesine Türkiye sınırlarını genişletecektir. Türkiye bu oyunu kendi lehinde bozacaktır. Bu mümkündür. Yeter ki insanlarımıza gerçek olanı gösterip, onları doğru yola sevk edecek gayreti gösterelim.

Konu özeti şu ki;

Düşmanı yenmek için düşmanını iyi tanıyacaksın ve stratejilerini iyi bileceksin. Bu bilgiler ışığında pozisyon tutup mücadeleni vereceksin.

Aziz Akınalp

Hakkında: Aziz Akınalp

Yazıyoruz ki tarih yazsın...

Yazarın tüm yazılarını görüntüle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir