Televizyon Tanrısı – Özgün Kabacaoğlu

Televizyon Tanrısı

Televizyon Tanrısı

Televizyon Tanrısı – Özgün Kabacaoğlu

Tanrı; İnsanın zorluklarla başa çıkması için sığındığı bir sığınak ve elbette çok daha fazlası… İnsanlar için her zaman vardı, kimi kültürlerde cisimleşmişti bile. Mısır’da olduğu gibi, bir insan, yani Firavundu mesela. Karşılarında dururdu, inananlarının. Kimi kültürlerde ise, aileleri olur, entrika çevirirlerdi. Bazen ise metaldi, rüzgardı, yağmurdu…

Tek tanrı dinleri elbette bunları değiştirdi. Gerçek Tanrı tekti, yaratılmamıştı, doğmamıştı, doğurmamıştı.

Amacımız; İnançsal – teolojik bir tartışmaya girmek olmadığından bu mevzuu giriş seviyesinde bırakmak en doğrusu…

Televizyon tanrısı… Din ve dolayısıyla tanrı kavramı, binlerce yıldır, o veya bu şekilde, yönetici sınıfların çoğunluk olan yönetilenleri bir şekilde yönlendirmek ve ‘uysal’ tutmak için kullandıkları bir yöntemdi. Ruhban sınıfı, o veya bu şekilde her daim topluluğun sorgulamasını istememişti. Zaten skolastik felsefe üzerine şekillenen antik ve ardından klasik çağ eğitim kurumları, tüm dünyada bilginin ezberletilmesi ve değişmeden devamı üzerine kuruluydu.

Dünya değişti elbette ve Rönesans – Reform hareketleri sonrasında ezberci skolastik felsefenin hakimiyeti ortadan kalktı.

Ya bugün… Dünyanın büyük eğitim kurumları elbette proje bazlı, araştırma bazlı metotlarıyla yeni dünyayı şekillendirmeye devam ediyor. Yetkin insan gücü yetiştiriyorlar lakin bu tarz eğitim, yine üst sınıf, yani yönetici sınıfa açık bulunuyor. Zira yüksek eğitimin, çok daha yüksek masraflarını, yönetilen bir Amerikalı da Türk de veremez.

Sümerliler zamanında demiş; “Onlar (yönetilenler, yani çiftçiler, zanaatkarlar vs.) koyun, bizler çobanız” Çobanların tabi ki düşünmeye, irdelemeye ihtiyaçları vardır. Zira başka türlü yönetemezler. Koyunların yani onların, yani aslında bizlerin ise düşünmemesi gerekir, yoksa yönetilemeyiz. Uysal olmayız!

Geçmişte mabetlerde, skolastik felsefi eğitim üzerinden kurgulanan dünya ve düzen, peki bugün nasıl sağlanıyor? Tabi ki Televizyon Tanrısı kullanılarak!

televizyon hipnoz etkisi

Geçmişte, kilisedeki papazlar, medresedeki müderrisler, havradaki hahamlar ve benzerlerinin yaptığını, yani toplumun dizginlenmesi vazifesini, elbette bugün televizyon yapıyor. Televizyonu izleyenler (aslında hepimiz) nasıl çoğu şeyi sorgulamadan kabulleniyorlarsa, dün de saydığımız dinsel mekanlardaki halk da böyle kabul ediyordu.

Televizyon Tanrısı elbette hocadan, imamdan, rahipten daha acımasız. Kabul etmeliyiz. Zira kendisi çok sinsi, her yerde… Televizyon yani teknoloji ve üzerinden yaratılan popüler kültür sistemi, telefonumuzda, bilgisayarımızda hatta yatak odamızda… Tek bir hedefi var, düşündüğümüzü sanmamızı sağlamak ama düşünmemizi engellemek. Zaten, bunun en açık göstergesi de iyi romanın, hikayenin, filmin günümüzde düşünmemizi değil, düşündüğümüzü sanmamızı sağlaması ama kesinlikle düşünmemizi engellemesi üzerine kurulmuş olması. Bu kriteri başarabildiği ölçüde maddi karşılık bulabilmesi. Kısacası; Nasreddin Hoca fıkraları artık kabul görmüyor.

Hakkaniyetle davranmalıyız, eski zamanlarda ruhban sınıfı en azından zihinsel bir boşalma, rahatlama sağlıyor ve bireyi, topluluk içinde kolektif bir bilinç içinde önemlileştirme, değerlileştirme gibi bir vazife görüyordu. Bugün Televizyon Tanrısı ise bireyselliğimiz içinde bizi uyuşturuyor, değersizleştiriyor.

Ne yapacağız?

Elbette Tanrı, inanç arzusu, bilimsel göstergelerde de kabul edildiği gibi, insan için bir yaşamsal ihtiyaçtır. Bu sebeple de her daim dinler ve inanç sistemleri gelişmiştir, gelişecektir, var olacaktır. Aslında bireysel olarak, hepimiz için de önemlidir. Bu en basiti ile bir kıssada görülür:

– Ateistlik, uçak düşmeye başlayana kadardır!

Teknoloji de böyledir. Kendisini en soyutlayan kişi için bile, bir noktada hayati önemli bir sorunu çözecektir. Haberleşme ağlarının gelişmesi, dijital medya elbette bizlere artılar getiriyor. Tıp teknolojisindeki gelişmeleri göz ardı edemeyiz.

Bu noktada ise Televizyon Tanrısına karşı tek bir şansımız kalıyor! Nasıl Hz. Muhammed’e (s.a.v.) gelen ilk emir “Oku, oku, oku” olduysa, okuyacağız, irdeleyeceğiz, sorgulayacağız. Düşüneceğiz. Düşünerek, araştırarak yaşayacağız.

Kaynak: Özgün Yazı

Özgün Kabacaoğlu

Hakkında: Özgün Kabacaoğlu

Yazar, fotoçeker, tarih okur...

Yazarın tüm yazılarını görüntüle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir