Neden Kaybediyoruz?

bayrakMilliyetçiler, Ülkücüler, Türkçüler, Atatürkçüler yıllardır oldukları yerde sayıyor. Belki de geriye bile gidiyor olabilirler. Bunun farkında olduklarını da ben pek zannetmiyorum. Çünkü farkında olsalardı buna dair politikalar izler, buna dair stratejiler geliştirirlerdi.

Yukarıda dört farklı oluşumdan bahsettim. Aslına bakarsak bunların üç tanesinin; yani Milliyetçiler, Türkçüler ve Atatürkçülerin birbirlerine Ülkücülere göre birbirine daha yakın olduğunu düşünüyorum.  Çünkü Milliyetçilerin MHP tekeline geçmesinden sonra Atsız öncülüğünde MHP’den ayrışan bir oluşum daha çok Ziya Gökalp’in izinde Türk-İslam sentezinin de dışına çıkarak sadece Türk Milliyetçiliği üzerine yoğunlaştılar. Bu sebepten Milliyetçiler ile Türkçüleri de bir arada tutmak mümkün. Atatürkçülerin ise Atatürk‘ün benim fikir babamdır dediği Ziya Gökalp‘ten etkilendiği ve Ziya Gökalp’in de Türkçülük akımının öncülerinden olduğunu düşünürsek, esasında Atatürk’ün izinden gidenlerin Türkçü ya da Milliyetçi olması gerektiğini görüyoruz. Zaten Atilla İlhan’da bu konuda “Türkiye’de ilk solcular Türkçü, ilk Türkçüler solcu idi.” diyerek tezimizi onaylıyor.

Atatürk’ü tek taraflı düşünmek tabii ki kesinlikle yanlış olacaktır. Gerçekten o dünyanın en büyük dehalarından bir tanesi idi. Milliyetçi yanı, demokratik yanı, devletçi yanı, askeri yanı ve siyasetçi yanını ele birbirinden ayrı ve karıştırmadan ele alan, geniş düşünebilen bir lider idi. Evet kendisi bir askerdir ve hayatının büyük bölümünü savaşlarda ve cephelerde geçirmiştir. Ancak dönemin artık o eski cihat dönemi olmadığının da farkındadır. Günümüzün gelişen modern kavramları; “İnsan hakları, ileri demokrasi, halkların kardeşliği” gibi batı emperyalizminin kötü emellerine maske edindiği, sözde eşitlik sağladığını iddia ederek batı sermayesini gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeler üzerinde kâr edinme amacına yönelik kullandığını Atatürk fark etmiştir. Bunu anlamamız için Atatürk’ün dışarıdan borç alarak yatırımlar yaptığı, fabrikalar açtığı, üretimi desteklediği girişimlerini görmemiz yeterlidir. Ayrıca dipnot olarak; Atatürk dışarıdan aldığı borcu kapatan Türkiye Cumhuriyeti’nin tek lideri konumundadır. Atatürk üretimi ön planda tutmuş, devletin ekonomik gücünün belli ölçüde savunulması gerektiğini savunmuştur.

Yine yukarıdaki bilgiler ışığında Atatürk, “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü söylemiş ve barıştan yana olduğunu her zaman açıkça ifade etmiştir. Hatta özellikle bugün sözde Büyük Ortadoğu Projesi çalışmaları dahlinde bölgede sürekli bölünme planlayan Batı Emperyalizmine karşı, o günlerde Sadabat Paktı‘nı imzalamış ve şii İran, Sünni Irak ve Afganistan‘ı da içine alan ayrıca, Fars, Türk – Türkmen, Arap, Kürt ve daha çok sayıda milletin bulunduğu bu topraklarda barış antlaşmasının ön ayağı olmuştur. Demek ki günümüzün kılıcı, barış söylemlerine öncülük etmek ve barış adlı silahı iyi yöneterek bölgelere hükmetmektir. Bugün de bölgede Büyük İsrail hayalini gerçekleştirmek adına yürütülen Büyük Ortadoğu Projesine karşı bu devletlere hükmedecek ve onlarla barış sağlayacak hem maddi hem de askeri imkan Türkiye’nin elinde mevcuttur. Kültürel olarak da Amerikanlara göre bölgeye daha yakın olduğumuz düşünüldüğünde Türkiye bölgenin gerçek lideri olabilecekken gerek hükümetler gerekse başka sebepler dolayısı ile Amerika’nın bölgedeki askeri haline dönüştürülmüştür.

Konu çok farklı boyutlara girdi ancak bunlardan bahsetmek zorundaydım. Temel olarak bunları bilmek gerekir. Türkiye’de sürekli olarak bölündüğümüzün farkında değiliz. Bugün Türk – Kürt diye bizi bölüyorlar, Alevi – Sünni diye bizi bölüyorlar, Ülkücü – Türkçü diye bizi bölüyorlar ve biz bunu fark edip de müdahale etmiyoruz.

Bizi her alanda bölüyorlar. Eskiden Galatasaraylı ve Fenerbahçeli taraftarlar bir arada maç izlerken şimdi birbirlerini linç eder hale dönüştüler. Sporda bile bölünüyoruz. Oysa ki bizim milletimizin tarihinde kardeşlik, sevgi ve saygı had safhadadır. Kültürümüzden uzaklaşıyoruz. Nereden tutsak elimizde kalır olmuş. Herkes kahraman olmak adına kendi cephesini kurmuş ve birleşmeye hep uzak kalıyor. Bugün bizler partilerimizin ya da diğer siyasi oluşumlarımızı elbette savunup destekleyeceğiz ama hepsinden çok vatanımızı, devletimizi savunacağız. Savunmamız lazım. Sen güzel kardeşim AKP‘nin verdiği iftar yemeğine verdiğin emeği devletin için veriyor musun? Sen ülkücü kardeşim MHP mitingine verdiğin emeği devletin için veriyor musun? Sen CHP’li kardeşim Halkların Kardeşliği çığırtkanlığı yaparken, devlete molotof atanları savunurken devleti ne derecede savunuyorsun ve hizmet ediyorsun?  

Birleşmemiz lazım. Biz ki bu kadar etnik unsuru bir arada barındıran Türkiye Cumhuriyeti olarak birliğimizi sağlarsak, farklı görüşlere (vatana millete ihanet harici) saygı duyar ve onların istekleri ile de ilgilenirsek işte o zaman biz büyük bir millet, devletimiz büyük bir devlet olacaktır. Bu milletin ortak paydası Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmalarıdır.

  • Sen Kürt kardeşim. Beraber ekmeğini bölüp yediğin Türk komşunun hatırına bile olsa, Türk’üm diyebilmelisin.
  • Sen Türk kardeşim, bir İngiliz’in turist olarak gelip İngilizce konuştuğu ülkede Kürt vatandaşlarının kendi arasında Kürtçe konuşmasına müsaade edebilirsin.
  • Sen laik kardeşim, Devlet dairelerinde başı örtülü insanların çalışmasına müsaade edebilirsin.
  • Sen muhafazakar kardeşim, sende bir takım dolduruşlara gelmiş olsan da ne bu ülkenin kurucusuna ne de alevi vatandaşlara hakaret edemezsin, herkese saygı göstermek zorundasın. Hani yaradılanı yaradandan ötürü sevmek?

Tabi yukarıda madde madde örnekleme yaptım ancak bu örneklemenin de sınırını bilmekte fayda var diye düşünüyorum.

 

Asıl Konumuz: Neden Kaybediyoruz?

Evet, yukarıdakilerin payı büyük. Ama bu milletin öz çocukları olan Milliyetçi, Devletçi kişilere ya da politik gruplara baktığımız zaman hiç bir siyaset ürettiklerini göremiyorum. Yani, hep reaksiyon üzerine bir hareket var. Bir hareket yok. Ne bir sokak hareketi, ne bir gençlik hareketi ne de bir politik hareket. Sadece sosyal medya üzerinden tepki göstermek var. Hani o çocukluk yıllarımızdaki “Ya Allah, Bismillah Allahûekber” nidalarıyla tepki gösteren ağabeyler – ablalar, hani o “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganı atanlar? Ne çıkıp “Türk Irkı Var Olsun” diyerek milliyetçilik olur ne vatan hainlerini savunarak demokratlık olur ne de vatanı parsel parsel yabancılara satan islamcılık olur. Artık bazı şeylerin farkına varmalı ve icraat yapmaya başlamalıyız. İyi bir eğitim ve genel kültür alarak yeni nesilleri en iyi şekilde yetiştirmek bu vatana borcumuzdur. Erdemli bireyler yetiştirmek bu düzene karşı mücadele etmenin en uygun ve en kesin yöntemidir.[highlight] Ve biz değerlerimizi kaybettiğimiz için kaybediyoruz.[/highlight] Türkü dinleyene kıro, Milliyetçi olana faşist, kızlara yan gözle bakmayan birisine eşcinsel ve benzeri şekilde düşünüyoruz. Oysa ki efendi ve saygılı olan bireye değer gösterseydik, ilkeli olan kişileri sevseydik, mahallemizin kızının namusunu korusaydık böyle olmayacaktı. Değerlerimizi geri kazanmamız lazım. Bu vatanı seven herkes, bu ülkenin bütünlüğünü korumak için mücadele vermek zorunda. Yoksa mutlak kaybeden biz oluruz.

 

Lütfen, adam gibi adam olalım. En azından olmak için gayret edelim!

 

 

Feyyaz Dostum

Hakkında: Feyyaz Dostum

Her hususta bilgi, her hususta kazanç demektir. 1987'den beri...

Yazarın tüm yazılarını görüntüle

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir