Kudüs Meselesi Üzerine Düşünün

Kudüs Meselesi

Kudüs Meselesi Üzerine Düşünün

Son günlerin gündem maddesi olan Kudüs meselesi ile ilgili takipçilerimizi bilgilendirmeyi uygun gördüm.

Elbette bu konu hakkında bilgiye sahip bireyler mevcuttur. Ancak etrafta Kudüs aşağı, Kudüs yukarı diye haykıran yüzbinler oluşmuşken bu insanların tamamının Kudüs’ün neden önemli olduğunun bilincinde olduğunu düşünmüyorum.

Başkent Meselesi

Amerika Birleşik Devletleri başkanı Donald Trump, Kudüs’ü (Jarusalem) İsrail‘in başkenti olarak tanıdıklarını tüm dünyaya beyan etti. Bu beyanat sonrasında uluslararası politikada pek çok tepki ortaya çıktı.

İslam İşbirliği Teşkilatı, Doğu Kudüs‘ü Filistin’in başkenti olarak tanıdığını açıkladı. Bu önemli bir hamle idi. Bazı kuruluşlar Trump’ın beyanını hükümsüz kabul etti. Türkiye ve pek çok islam ülkesi bu duruma tepki gösterdi. Cumhurbaşkanımızın da davetiyle Çin bile bu duruma tepki gösterdi.

Konu ile ilgili gündeme dair bilinmesi gerekenler bu şekildeydi. Peki bu kadar gündem yaratan Kudüs’ü bu kadar değerli kılan nedir? Bu konu hakkında bilgi sahibi misiniz? Yoksa siz de anlamını bilmediğiniz şeyi ölümüne savunanlardan mısınız? Bu konu hakkındaki farklı görüşleri de ele alarak konunun önemine değineceğiz. Ancak ondan önce; savunduğunuz veya sahip olduğunuz değerler hakkında bilgi sahibi olmadan onların peşinden gitmemeniz gerektiğinin farkına varın.

Üç Dinde Kutsal Şehir

Kudüs üç büyük din olan Musevilik (Yahudilik), Hristiyanlık ve İslam dinlerinde önemli yere sahip, kutsal bir şehirdir.

Yahudilik’te Kudüs

Kudüs şehri Tevrat’ta sadece bir defa Salem adıyla zikredilmektedir. (Tekvîn, 14/18) İshak’ın kurban olarak takdim edildiği Moriah dağının Süleyman Mâbedi’nin yapıldığı yer olduğu iddiası tartışmalıdır. Şehrin krallık ve ibadet merkezi oluşu Hz. Dâvûd’la başlamaktadır. (II. Samuel, 6-7; bablar, 24/18-25; I. Tarihler, 21/18-22)

Birinci mâbed döneminde mâbedin bulunduğu tepeye Sion tepesi denilmekteydi, Sion adı Kudüs’ün tamamını da ifade ediyordu. Hz. Dâvûd’a saltanatının ebediyen devam edeceği vaad edildiğinde bu aynı zamanda krallık ve mâbed şehri olan Kudüs’ün ebedîliğine de işaret sayılmıştır. (II. Samuel, 7/13-16)

Hz. Süleyman zamanında mâbedin inşası Kudüs’e ayrı bir kutsallık sağlamış, bir taraftan Dâvûd’un saltanatının ebediyen devam edeceğine dair Tanrı’nın vaadi, diğer taraftan mâbedin Tanrı’nın ebedî mekânı olarak kabulü şehri kutsallaştırmıştır.

Mezmurlar’da (Mezmur, 132), ahid sandığının getirildiği Dâvûd şehri (Sion) sadece Rabbin krallık için seçtiği bir şehir olarak değil Rabbin meskeni olarak da takdim edilmektedir. Peygamber Yeremya’ya göre Kudüs’e “Rabbin tahtı, adalet yurdu, kutsiyet dağı” denilecektir. (31/23; 33/16) O ayrıca “yüksekliği güzel, bütün yerin sevinci” (Mezmur, 48/2), “güzelliğin kemali” (Mezmur, 50/2) olarak nitelendirilmekte, “Eğer seni unutursam ey Yeruşalim, sağ elim hünerini unutsun; eğer seni anmazsam, eğer Yeruşalim’i baş sevincimden üstün tutmazsam dilim damağıma yapışsın” (Mezmur, 137/5-6) denilmektedir.

Kudüs, özelliği ve kutsallığı sebebiyle yahudi şeriatında diğer şehirlerden farklı bir konumda ele alınmıştır, dolayısıyla bazı kurallar Kudüs’e uygulanmamaktadır. Tanrı tarafından seçilen bir yer kabul edildiği için (II. Krallar, 21/4; Mezmur, 132/13) Kudüs Mâbedi sadece kurbanların takdim edildiği bir mekân değil aynı zamanda hac ibadetinin de hedefidir. Çünkü yılda üç defa (Pesah, Şavuot ve Sukkot bayramlarında) her erkek kurban takdimi için Rabbin huzurunda (mâbedde) bulunmakla yükümlü tutulmuştur. (Çıkış, 23/17; Tesniye, 16/16-17)

Hac mekânı olduğu için yahudiler burada belli bir süre ikamet etmek durumunda kalmışlar, bu da mâbedin ayakta olduğu dönemde halkın kültür hayatını şekillendiren en önemli özelliğini oluşturmuştur.

Tanrı tarafından seçilmiş olması dolayısıyla Kudüs, Yahudiliğin en yüce değerlerinin ve ümitlerinin simgesi olmuştur. Peygamberler ondan övgüyle bahsetmişlerdir. İşaya Kudüs’ü “adalet şehri” diye adlandırmakta ve şeriatın Sion’dan, Rabbin sözünün Yeruşalim’den çıkacağını bildirmekte (1/26; 2/3), Yeremya gelecekte Kudüs’e “Rabbin tahtı” denileceğini, bütün milletlerin onda toplanacağını belirtmektedir (3/17).

Diğer taraftan Eski Ahid’de onun güzelliği anlatılmakta ve sevgiliye benzetilmektedir. (Neşîdeler Neşîdesi, 6/4; Mezmur, 48/2; 50/2)

Talmud’da (Sukkot, 51b) Kudüs’ü görmeyenin güzel bir şehrin nasıl olduğunu asla bilemeyeceği belirtilmekte, Midraş’ta (Genesis Rabbah, 14, 8) Âdem’in Kudüs Mâbedi’nin toprağından, bir başka rivayette ise dünyanın Sion’dan başlayarak yaratıldığı nakledilmektedir.

Yahudi şeriatına (Halakah) göre bütün ülke kutsaldır, ancak Kudüs şehri en kutsaldır. Yeryüzündeki en kutsal yer olan ve “kutsallar kutsalı” denilen mekân Kudüs’teki mâbedde bulunmaktadır. Şeriatta Kudüs’ün kutsallığının gerektirdiği emirler ve yasaklar sıralanmıştır. (Neusner, V, 15-16)

Milâttan sonra 70 yılındaki yıkımın ardından yahudi milletinin hayatında Kudüs daha az rol oynamaya başlamış, ancak mânevî ihtişamın sembolü ve şeriatın bedenleşmiş şekli olarak varlığını sürdürmüş, ona olan özlem her vesileyle dile getirilmiştir. Yahudiler nerede olurlarsa olsunlar ve hangi saatte dua ederlerse etsinler mutlaka Kudüs’e dönmek zorundadırlar.

Yemek duasında Kudüs’ün yeniden inşası dileği yer almaktadır. Günde üç defa tekrarlanan Amidah adlı dua Kudüs’e dönülerek yapılmakta, bu duada Kudüs’e dönme, şehri ve Dâvûd saltanatını yeniden tesis etme arzusu ifade edilmektedir. Yıllık üç oruçta Kudüs’ün yıkılışının anısına yas tutulmaktadır.

Kudüs’ün ibadet hayatındaki önemi yahudi devletinin Mesîh tarafından bu topraklarda kurulacağı inancına dayanmaktadır. Kudüs’ün yeniden inşası ve mâbedin yapılması bunun işaretleridir. Yahudi geleneğine göre yeryüzündeki Kudüs gibi bir de gökte Kudüs vardır. Talmud’da Tanrı’nın yerdeki Kudüs’e girmeden gökteki Kudüs’e girilemeyeceğini bildirdiği nakledilmektedir.

Yahudi dinî literatürünün bir kısmında semavî Kudüs’ün dünyanın sonunda yerdekinin yerini almak üzere ineceği belirtilmektedir. Yahudilerde, Kudüs yeniden kurulduğunda ve ölüler diriltildiğinde mâbedin bulunduğu tepeye yakın olduğu için zaman kazanmak ve sıkıntıyı azaltmak amacıyla Zeytindağı’na gömülme arzusu vardır. Yahudi Fısıh bayramının seder sofrası ve kefâret günü ibadeti “seneye Kudüs’te” dileğiyle sona erer. (Dictionnaire encyclopedique du Judaisme, s. 573)

Hıristiyanlık’ta Kudüs

İnciller’de Kudüs önemli bir yer işgal etmektedir. Markos İncili’ne göre Hz. Îsâ, Galile bölgesinde halka tebliğ faaliyetine başlar ve onların olumsuz tavrı üzerine Kudüs’e yönelir, şehre girer ve mâbedi temizler. Yahudi otoritelerinin tepkisiyle karşılaşınca şehrin cezalandırılacağını ve mâbedin kirletileceğini haber verir. Şehrin dışında çarmıha gerildiğinde mâbedin perdesi yırtılır.

Diğer İnciller Kudüs’le ilgili bu bilgilere bazı ilâveler yaparlar. Yuhanna İncili Hz. Îsâ’nın birçok defa Kudüs’e geldiğini kaydeder. İnciller’e göre Hz. Îsâ’nın dünyevî hayatı Kudüs’te sona erer, havâriler orada “kutsal ruh”u alırlar.

İslam’da Kudüs

Kudüs ismi Kur’an’da doğrudan geçmemekle birlikte bu şehirden el-Mescidü’l-Aksâ’nın mübarek kılınan çevresi şeklinde bahsedilmiş (İsrâ 17/1), ayrıca bulunduğu bölge “mukaddes toprak” (Mâide 5/21), “iyi, güzel bir yer” (Yûnus 10/93) olarak nitelendirilmiştir.

Hadislerde ise Mescid-i Aksâ’nın, Mescid-i Harâm ve Mescid-i Resûlullah ile beraber ziyaret amacıyla seyahat edilebilecek üç mescidden biri ve yeryüzünde Mescid-i Harâm’dan sonra inşa edilen ikinci mescid olduğu belirtilmiştir. (Buhârî, Fażlü’s-salât fî mescidi Mekke ve’l-Medîne, 6, Ĥac, 26, Enbiyâ, 8, 40; Müslim, Hac, 288, Mesâcid, 2; Nesâî, Mesâcid, 3)

Ayrıca bazı rivayetlerde Hz. Peygamber’in Beytülmakdis’te namaz kılmayı tavsiye ettiği de aktarılmaktadır. (Ebû Dâvûd, Salât, 14)

Kütüb-i Sitte dışındaki rivayetlere göre Hz. Îsâ nüzûlünden sonra ölünce Medine’de Resûl-i Ekrem’in kabri yanında veya Kudüs’te defnedilecektir.

Hicretten önce iki veya üç yıl süreyle Hz. Peygamber’in Kâbe’yi de önüne almak suretiyle Kudüs’e yönelerek namaz kıldığı (İbn Sa‘d, I, 243; Kurtubî, II, 150; Fahreddin er-Râzî, IV, 110) ve -farklı rivayetler bulunmakla birlikte- Medine döneminde on altı veya on yedi ay bu uygulamanın devam ettiği, daha sonra kıblenin Kâbe’ye çevrildiği kabul edilmektedir. (Buhârî, Salât, 31, Tefsîr, 18; Müslim, Mesâcid, 11-12)

Resûl-i Ekrem’in sağlığında belli bir dönem için Kudüs’ün kıble olarak tercih edilmesi, müslümanların bu şehri dinî bir merkez olarak görmelerinin sebeplerinden birini teşkil etmiştir.

Ayrıca Hz. Peygamber’in, Mescid-i Harâm’dan çevresi mübarek kılınan Mescid-i Aksâ’ya gece götürülmesi şeklinde gerçekleştirilen İsrâ (İsrâ 17/1) ve ardından mi‘rac mûcizelerinde Mescid-i Aksâ’ya gitmiş olması müslümanlar için bu şehrin önemini arttırmıştır.

Muhammed Hamîdullah, el-Mescidü’l-Aksâ’nın Beytülmakdis değil semalarda bulunan, meleklerin sürekli Allah’a ibadet ettikleri bir mescid olduğunu ileri sürmüşse de (İslâm Peygamberi, I, 150-151) adı geçen mescidle sonradan bu ismi alan caminin değil Hz. Süleyman tarafından yaptırılan Beytülmakdis’in kastedildiği de bilinmelidir.

Bunların dışında Kudüs, Hz. İbrâhim’den itibaren pek çok peygamberin yaşadığı, mukaddes olarak da tanımlanan bir bölgede bulunması, Hz. Süleyman’ın inşa ettiği Beytülmakdis’i barındırması, İsrâiloğulları’nın ve onlara gönderilen peygamberlerin mücadelelerine mekân olması açısından semavî dinler geleneğinde önemli bir yere sahip olmuştur. (bk. Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî, s. 63-147; TDV İslam Ansiklopedisi, Kudüs md.)

Türkiye’de Görüşler

Ülkemizde de bu konu ile ilgili çok farklı görüşler mevcut. Bunları maddeler halinde sıralayacak olursak:

  • Filistin’de zulüm görenler bizim din kardeşimiz olduğu için onlara yardımcı olmalıyız,
  • Filistin topraklarına ait Kudüs, İsraillilerin işgali altında olduğu için onlara yardımcı olmalıyız,
  • Araplar bizi tarih boyunca sırtımızdan vurdu, onlara yardım etmemeliyiz,
  • Filistinliler topraklarını para karşılığı Yahudilere sattılar, şimdi de topraklarımız işgal altında diye ağlıyorlar. Onlara yardım etmemeliyiz,
  • Türkiye’den kaç kilometre uzakta bir şehir bizi hiç ilgilendirmez, yesinler birbirlerini,
  • Yahudilerin bölgedeki Büyük İsrail projesine engel olabilmek için Filistin’i desteklemeliyiz.

Evet, genel anlamda ülkemizdeki görüşler bu şekilde. Bana göre ise Türkiye bölgedeki gelişmelere duyarsız kalmamalıdır. Ki zaten gayet etkin bir şekilde bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmekteyiz.

Öncelikle zulüm görenler bizim din kardeşimizdir yaklaşımı doğru olsa da biz hem Türk hem de İslam kültürü mirasımız gereği zulüm görenin dini ne olursa olsun yanında olmalıyız. Zulüm gören din kardeşimiz ise daha hassas bir yaklaşım içinde olmalıyız.

Evet, ikinci görüş olan Filistin topraklarının işgal altında olması gerekçesi ile Filistinlilere destek olmamız pek uluslararası ilişkiler formatına uygun bir gerekçe değil. Bunun nedeni işgali oluşturmadan önce toprak tapularının İsraillilere para karşılığı satılmasıdır.

Arapların tarih boyunca bizi sırtımızdan vurması durumu ise yanlış bir bilgi değildir. Ancak burada önemli olan Arap kavmi değil, İslam dünyasıdır. Bu nedenle ortaya atılan bu tez, geçerli bir tez değildir.

Evet, Filistinliler topraklarını para karşılığı Yahudilere sattılar. Daha önce aynı ihaneti Abülhamid Han için de yaptılar. Evet, bazı şeyleri hak etmiş olabilirler. Ancak bir üst maddede izah ettiğim gibi burada İslam dünyası söz konusudur.

Kudüs’ün Türkiye’den kilometrelerce uzak olduğu için bölgeye karışmamamız gerektiğini savunan görüş ise Türkiye Cumhuriyeti içerisinde yer dahi almaması gereken sığ bir görüştür. Açıkçası acziyeti ve korkaklığı alenen beyan etmektedir. Amerika, okyanus ötesinden bölgeye karışırken Türkiye kendi bölgesinde kabuğuna çekilip, yerine oturmamalıdır. Bölgede söz sahibi olmalı ve bir duruş göstermelidir. Ki gösteriyor da…

Büyük İsrail Projesi, bazıları için komplo teorisi olarak görülse de bana göre komplo teorisinden bir tık ötesidir. İsrail’in bölgedeki gizli emellerinden bir tanesidir. Zaten baktığınız zaman Büyük Yunanistan, Büyük Ermenistan, Kürdistan gibi Türkiye’yi de kapsayan sınır değiştirme operasyonlarının temelinde yatan amaç tek bir yönü işaret etmektedir. Türkiye sınırlarını da kapsayan bu plan / planlar ve çalışmaların önüne geçebilmek adına Türkiye Filistin tarafında pozisyon tutmalıdır.

Filistin’e muhtaç olduğumuz için değil ha, tek başımıza bir duruş göstermek için!

Bizim olduğumuz bölgede, bizim iznimiz olmadan kuş uçmamalıdır.
Böyle düşünen kaç kişi var isek…

ve lütfen,

düşünün…
beyninizi kullanmadan hiç kimsenin peşinden gitmeyin,
savunduğunuz değerleri öğrenin ki o değerleri size elin oğlu öğretmesin.

Aziz Akınalp

Hakkında: Aziz Akınalp

Yazıyoruz ki tarih yazsın...

Yazarın tüm yazılarını görüntüle

One Comment on “Kudüs Meselesi Üzerine Düşünün”

  1. acıkcası gunumuz sorunalrından birine parmak basmıssınız adam inandıgı seyi bilmeden konusuyor inandıgı seye neden inandıgını bilmiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir