Kırmızı Kitap Nedir? Kırmızı Kitabın Sırrı!

kırmızı kitap

KIRMIZI KİTAP NEDİR?

Can Dündar(Kırmızı Kitap / 07.08.2001)’dan bir alıntı:

“Devletin gizli bir çekmecesinde kırmızı ciltle kaplı bir kitap var.
İçinde ne yazdığını pek az kimse biliyor. Ancak bilenler, bunun “Türkiye’nin gizli anayasası” olduğunu söylüyorlar. Yani Türkiye aslında o kitapta yazılı kurallarla yönetiliyor.

Kısaca bu kitabın ve “yazarı”nın tarihinden söz edelim:

1949’da “savunma stratejisini hazırlamak” amacıyla Ankara’da bir Milli Savunma Yüksek Kurulu kuruldu. Kurul 17 sivil bakan ve Genelkurmay Başkanı’ndan oluşuyordu.

1961’de Menderes’i deviren askerlerin sivillere güvensizliği bu kurula da yansıdı. Savunma konularında “tavsiye”lerde bulunmak üzere Milli Güvenlik Kurulu teşkil edildi. Daha önce tek oyu olan Genelkurmay Başkanı, yanına 3 kuvvet komutanını da aldı. Durum; 4 asker, 8 sivil oldu.

1982 Anayasası ile MGK güvenlik kararlarını hükümete “önerme”ye değil “bildirmeye” başladı. 10 kişilik kuruldaki denge de siviller aleyhine değişti: 5 asker, 4 sivil ve 1 cumhurbaşkanı…”

***

“MİLLİ SAVUNMA YÜKSEK KURULU VE KIRMIZI KİTAP”

Yukarıda söylenildiği gibi, “1949’da “savunma stratejisini hazırlamak” amacıyla Ankara’da bir Milli Savunma Yüksek Kurulukuruldu.”

DAHA SONRA;

1961’de Menderes’i deviren askerlerin sivillere güvensizliği bu kurula da yansıdı. Savunma konularında “tavsiye”lerde bulunmak üzere Milli Güvenlik Kurulu teşkil edildi.

Devletin tehdit sıralamasından ekonomi politikalarına, kültürel önceliklerden dış siyaset tercihlerine kadar her şeyin yazılı olduğu bu belgede Genel Sekreterlik’te pişirilip kırmızı kitaba dönüştürülüyor. Önce MGK’da sonra Bakanlar Kurulu’nda onaylanıyor. Meclis, – içinde ne yazdığını bilmese de – bu kitaba aykırı yasa çıkaramıyor.

Biz bu işin temeline, Milli Güvenlik Kurulu’nun kuruluşuna gidelim:

İşin garip tarafı 1940’lı yıllarda tek kurulan Milli Savunma Yüksek Kurulu değildi!

Aynı zamanda Türkiye’de ilk Komünizmle Mücadele Derneği’nin kuruluş başvurusu Zonguldak’ta 1948 yılında yapılmıştı ve dernek kuruluşuna kadar (gayri resmi olarak) 1950 yılında faaliyete geçmişti ve 1953 yılına kadar çeşitli etkinlikler tertiplemişti! (Amerika’nın komünizme ne kadar karşı olduğu günümüzde hala bilinmektedir!)

Ne gariptir ki; GLADİO yapılanması da o tarihlerde ortaya çıkar! 27 Eylül 1952’de kurulan bu örgütün ilk adı, Seferberlik Tetkik Kurulu (STK) idi. Bu örgüt, daha sonraki yıllarda ABD’deki yönetmeliklere uygun olarak isim değişikliğine giderek, 1965’de Özel Harp Dairesi (ÖHD), 1990’lı yıllardan itibaren ise Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) ismini almıştır.

ÇOK DAHA GARİP BİR DURUM VAR(!) Kİ O DA;

Bütün bu dernekler ve örgütlerden önce, tüm dünyanın senaryosunu yazan, özellikle Türkiye’nin kuruluşundan bu yana, hatta ve hatta Osmanlı İmparatorluğu’na dayanan yapılanmasıyla MASONLAR’ın derneği açılır. 1946 yılında yeni Cemiyetler Kanununun yürürlüğe girmesiyle, masonlar da yeniden faaliyete geçerler ve 1948 yılında İstanbul Vilayetine verilen dilekçeyle Türk Mason Derneğini kurarlar. Aynı yıl İzmir ve Ankara şubeleri açılır.

Ne kadar garip değil mi?

Aslında onlar hep vardı… Ve Türkiye’de gelişen tüm olumsuzlukların başını da onlar çekiyordu. Çünkü senaryoyu, KIRMIZI KİTAP’ı onlar yazıyordu…

Peki ama kimdi bu kitabın sahipleri?

***

“KIRMIZI KİTAP”IN SAHİPLERİ

Şimdi çok garip ve çelişkili olaylara tanık olacaksınız. Size konuyu detayı ile anlatmayacağım çünkü bu bir kitap niteliğindedir.

Sadete gelelim:

1923 de Cumhuriyetin ilanı ile birlikte, ülkenin yabancıların işgali ve etkilerinden kurtulması sonucu, Masonlukta yeni bir ulusallık anlayışı ve bilinçlenme başlar… Türkiye Büyük Locasının o zamanki ismi olan ‘Maşrıkı Azamı Osmani’ adı ‘Türkiye Büyük Maşrıkı’ olarak değiştirilir.

Atatürk’ün Cumhuriyetçi kadrosunda görev alanların büyük bölümü Masondur. Bir bakıma yönetim ve devrimlerin gerçekleştirilmesi Masonlara emanet edilmiştir.

Bunu ben değil, bizzat Türkiye’deki Masonlar Derneği sitesinde diyor.

Ee o zaman verilen kararları Türkiye kendi iradesi doğrultusunda değil, derin gücün, iradesi doğrultusunda veriliyor. VE ANLAŞILDIĞI ÜZERE ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK sadece dış güçlerle değil, içimizdeki gizli düşmanlarla da savaşıyor…

İşin garip tarafı Atatürk’ümüzün vefatından sonra bu yapılanmanın önü açılıyor!

İşte buyrun:

Atatürk’ün ölümünden sonra 1938 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye’nin ikinci cumhurbaşkanı olarak seçilen İnönü, cumhurbaşkanlığının yanı sıra CHP Genel Başkanlığı’na da getirildi. CHP’nin 26 Aralık 1938’de toplanan I. Olağanüstü Kurultayı’nda partinin değişmez genel başkanı seçilerek Millî Şef unvanını aldı.

1950 genel seçimlerinden sonra CHP, iktidarı Demokrat Parti’ye bırakırken, İsmet İnönü de 1960 yılına kadar ana muhalefet partisi genel başkanlığı yaptı. 27 Mayıs askerî müdahalesinden sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi ve 10 Kasım 1961 tarihinde başbakanlığa atandı.

1965 yılında bu görevden ayrıldıktan sonra milletvekili olarak siyasi yaşamını sürdürdü. 1972’de toplanan CHP Kongresi’nde kendi desteklediği grubun Bülent Ecevit’in listesi karşısında yenilgiye uğraması üzerine, genel başkanlık ve milletvekilliğinden istifa etti.

***

KIRMIZI KİTAP’IN ANAYASA VE DARBELER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Uzatmamak için size çok kısa bir şekilde sunmaya çalışacağım.

ANAYASA ÜZERİNDEKİ ETKİ:

20 Nisan 1924’te yürürlüğe giren 1924 Anayasası Teşkilât-ı Esasîye Kanunu‘nu yürürlükten kaldırmıştır. Birkaç önemli değişiklikle (Altı ilkenin eklenmesi, devletin dininin İslam olduğuna dair ibarenin kaldırılması ve kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkının verilmesi gibi) 1961’e dek yürürlükte kalmıştır. 1 Ekim 1945’te içeriği değiştirilmeden, dili Türkçeleştirilerek yeniden kabul edilmiştir. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından, 1961’de yeni bir anayasa hazırlanarak kabul edilmiş ve 1924 Anayasası yürürlükten kaldırılmıştır…

Madde: Devletin Yönetim şekli Cumhuriyettir.

Madde: Türk Devleti’nin dili Türkçe, başkenti Ankara’dır, (13 Ekim 1923’te başkent olmuştur.)

Madde: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bu egemenliğin tek temsilcisi TBMM’dir.

Hükümet sistemi yerine kabine sistemi getirilmiştir.

Seçme ve Seçilme hakkı yalnızca erkeklere değil kadınlara da tanınmıştır.

1928 yılında “Devletin dini islamdır” ibaresi çıkarılmış

1937 yılında Laiklik ilkesi anayasaya girmiştir.

UZATMADAN ŞU NOKTAYA DİKKATİNİZİ ÇEKMEK İSTİYORUM:

Mustafa Kemal Atatürk tarafından konulan ve askerin siyasete müdahale etmesini kesinlikle yasaklayan mevcut 22 Mayıs 1930 tarih ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu dışında, 27 Mayıs’tan sonra 4 Ocak 1961 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu çıkarıldı ve Türk Silahlı Kuvvetleri*daha sonraki darbe ve teşebbüslerini bu kanunun 35. ve 85. maddesine dayandırdı.*

27 Mayıs Darbesi’nin Türkiye’de askeri darbelerin meşru olduğu intibasını yarattığı ve diğer askeri darbelerin yolunu açtığı yönünde iddialar bulunmaktadır. 

Öyle olduğunu da anlamak zor olmasa gerek:

27 MAYIS DARBESİ

27 Mayıs*1960’ta yapılan ve*Türkiye Cumhuriyeti*tarihinde gerçekleşmiş ilk*askerî darbe. Ayrıca*27 Mayıs Askerî Müdahalesi*ya da*27 Mayıs İhtilâli*olarak da anılır. Darbe emir komuta zinciri içinde yapılmamıştır; 37 düşük rütbeli subayın planlanları ile icra edilmiştir. Kritik mevziler bu subayların ellerindeki asker ve silahlarla önce ordudaki komuta kademesinin etkisiz hale getirilmesi ile ele geçirilmiştir.

12 MART MUHTIRASI

12 Mart 1971 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri komutanı Muhsin Batur’un imzasıyla Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a bir muhtıra vererek hükûmetin istifaya zorlandığı askeri müdahaledir.

12 EYLÜL DARBESİ

12 Eylül Darbesi veya 1980 İhtilali, Türkiye’de, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 Eylül 1980 günü emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askeri müdahale. 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi.

Bu müdahale ile Süleyman Demirel’in Başbakan’ı olduğu hükümet görevden alındı, Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi, 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askeri dönem başladı. Bu dönem yaklaşık dokuz yıl sürdü.

12 Eylül 1980 ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. Bu durum, siyasi partilerin sürekliliği konusunda tarihsel sorunlar yaşayan Türkiye’de siyasi temsilin demokratikleşmesi önünde yeni bir engel oluşturdu, siyasi gelenekler de, geçici de olsa alt-üst edildi.

NEDENİ İSE: “12 Eylül 1980 askeri darbesinin gerekçeleri arasında 6 Eylül günü Konya’da Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve darbe liderlerinin şerîat amaçlı bir kalkışma girişimi olarak nitelediği Kudüs Mitingi gösterildi!!!

 

Bunları aklınızda iki tutunuz. İmkanınız varsa yazıcı ile çıktı alınız. Çünkü şimdi yaşanacaklara bu olaylar ışık tutacak…

Feyyaz Dostum

Hakkında: Feyyaz Dostum

Her hususta bilgi, her hususta kazanç demektir. 1987'den beri...

Yazarın tüm yazılarını görüntüle

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir