kapitalizm

Kapitalizm

Kapitalizm

Kapitalizm – Kübra Polat

Victor Hugo şöyle yazmış zamanında: “Zenginlerin cenneti fakirlerin cehennemiyle inşa edilir“.

Bundan bir yüzyıldan fazla bir süre önce, Sefiller’ in yazarı tarafından yapılan bu çarpıcı tespit bugün her zamankinden daha çok geçerlidir. Dışlanma, yoksulluk, işsizlik ve sağlık sorunlarıyla karşı karşıya olan insanların sayısı gün geçtikçe artarken, aşırı zenginlerden oluşan dünya eliti, kriz nedir bilmiyor. Hatta daha da iyisi bu durumdan, daha çok zenginleşmek için çaba yararlanıyor.

kapitalizm
kapitalizm

Bugün toplum, bir dizi kurumdan oluşmakta; siyasi, hukuki ve dini kurumlardan… Sınıf, ortak değerler ve mesleki uzmanlaşma kurumlarına kadar bu gelenekselleşmiş yapının anlayışımızı şekillendirmekteki büyük etkisi aşikar. Yine de içinde şekillendiğimiz, yönetildiğimiz ve şartlandırıldığımız bütün bu kurumların arasında parasal sistem kadar yanlış anlaşılmış ve sorgusuz kabul görmüş bir sistem daha yok gibi görünüyor. Neredeyse bir dine dönüşen kökleşmiş parasal sistem dünya üzerinde en az sorgulanan inanç sistemi haline gelmiştir. Paranın nasıl yaratıldığı, onu yöneten politikalar ve toplumu gerçekte ne kadar etkilediği, nüfusun büyük bir bölümünün kayıtsız kaldığı mesele olmuştur.

Michael Moore‘un yazdığı ve yönettiği aynı zamanda anlattığı belgeseli biraz ele almak isterim. Genel olarak ABD ekonomisinde yıllar ilerledikçe özellikle Ronald Reagan’dan sonra gelen gelir eşitsizliğini ve Amerikan işçilerin, küresel firmalar karşısında çaresizliğini işliyor. Michael Moore kendi çocukluğu ve babasının işlerini, evlerini, arabalarını anlatırken “eğer kapitalizm bu ise güzel bir şeydi” diyor ki o kastettiği bolluk yıllarıdır.

Bu yıllar, dünyadaki çoğu proletaryanın isyan edip grev yaparken neden Amerikan proletaryasının isyan etmediğinin sebebidir. Çünkü o günlerde kapitalizm gayet iyi ilerleyen bir sistemdi. Hatta üst düzey kişiler devlete %90 vergi ödüyorlardı. Fakat yine de lüks içinde rahatlıkla yaşayabiliyorlardı. Bununla birlikte ABD bu vergilerle yollar, köprüler yaptırmış hatta uzaya bilim adamları yollamıştır. Yine bu dönemde Alman otomotiv sanayisi çok ağır şartlarda güçlükle ayakta dururken, Japon otomotiv sanayisi ölmüştür. Böyle bir ortamda ise ABD’nin otomotiv sektöründe bir numara olması çokta güç olmadı.

Kapitalizm nedir sorusuna şu şekilde bir örnek vermek yerinde olur: Devlet, çocuklarını özel okullara gönderen ailelere yönelik olarak her yıl 88 Milyon Sterlin gibi bir miktara vergi muafiyeti uyguluyor. Bu okullara genelde en zenginlerin çocukları gidebildiği için, İngiliz Devletinin büyük cömertliğinden ancak varlıklı aileler yararlanmış oluyor. Bütün bunlar yaşanırken, David Kamerun’un ultraliberal hükumeti işsizlere ve emekçilere yönelik hizmetleri kısma yoluna gitti. Üç milyon dört yüz bin kişiden fazlası, saatte 7,20 dolar olmak üzere asgari ücretle geçiniyordu. Konut ve sağlığa ayrılan bütçeler belirgin bir şekilde azaldı.

Doğrusunu söylemek gerekirse zenginler, bugün olduğu kadar başka hiçbir dönem bu kadar rahat etmediler. Dünyanın en büyük 80 zengini, 3,5 milyar yoksulun malvarlığından daha fazlasını ellerinde bulunduruyorlar. Bu elit zenginlerin her bir yetişkini kişisel olarak 2,7 milyon dolardan daha fazlasına sahip. Bu eşitsizlikler yıllar içerisinde artarak daha da derinleşiyor. 2010 yılında şanslı %1 Dünya zenginliklerinin sadece %44’ünü elinde bulunduruyordu. 2020’de bunların zenginliklerinin oranının % 52,5’e ulaşacağı tahmin ediliyor.

Gerçekten de sivil toplum kuruluşuna göre 2016’ya kadar, meşhur %1’lik en zengin kesim dünya zenginliklerinin yarısından fazlasına sahip durumdalar. Kalan %99’luk bölüme ise pastanın geri kalanını paylaşmak kalıyorsa, her gün 34.000 çocuk açlıktan ya da önlenebilir hastalıktan ölüyorsa ve nüfusun %50 sinin günde 7.20 dolardan az kazandığı bir dünyada şu nokta çok açık: Bu işte büyük bir yanlışlık var. Farkında olalım ya da olmayalım sistemin ve toplumun can damarıdır para. Bu nedenle parasal sistemin nasıl işlediğini anlamak, neden bu şekilde yaşadığımızı anlamak açısından çok önemlidir.

Ne yazık ki ekonomi genellikle karmaşık ve sıkıcı olarak algılanır. Bitmek bilmeyen ekonomik terimler ve göz korkutucu matematik, insanları bu durumu anlama çabalarından caydırır. Fakat gerçekte ekonomik sisteme yakıştırılan karmaşıklık sadece bir maskeden ibarettir. İnsanlığın katlanmak zorunda kaldığı en paralize edici yapıyı gizlemek üzere tasarlanmış bir sistem olmuştur.

Peki, kapitalizm neden vazgeçilmez bir hal almıştır?

Nasıl oluyor da kapitalizm her defasında kendini yeniden üretiyor? Belki de şöyle sormalıyız: Bir ekonomik-politik sistem olarak kapitalizmi vazgeçilmez kılan şey nedir? İnsanın doğasına seslenmeyi, daha açık bir ifadeyle özgürleşme ve sahip olma duygularına hitap etmeyi, diğer bütün sistemlerden daha iyi beceriyor olması kapitalizmi vazgeçilmez kılan en önemli husustur. Kapitalizm insana sürekli şunu telkin ediyor: Bugün zincirlerinden başka kaybedeceğin hiçbir şey kalmadı, olabilir fakat yarın kazanacağın bir şeyler mutlaka var. Bunun dışında ikinci bir hususiyet mutlaka vardır ki kapitalizmi sürekli canlı ve hareketli tutmaktadır bu da galiba şu: Kapitalizm; değişen koşullara uyarlanmada eşi benzeri olmayan bir esneklik göstermektedir. Sistemi var eden şey, ihtiva ettiği bu esnekliktir. Esnekliğini yitirmiş ise sistem krize girer. Kapitalist sistemin en önemli meziyeti ve geçmişteki başarılarının sırrı piyasa ilişkileri içinde teşekkül eden bu esneklikte aranmalıdır.

KAYNAKÇA

  1. Kapitalizm:Bir Aşk Hikayesi (2009)
  2. Zeitgeist Harekatı (2007)
  3. Eşitsiz Dünya-Osman SOYSAL
  4. Kapitalizm Neden Vazgeçilmezdir?- Doç. Dr. M. Kemal AYDIN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir