Halifeler: Hz. Ali ( Ali bin Ebu Talib )

Ali bin Ebû Talib (Arapça: علي بن أﺑﻲ طالب‎; doğum: 599, Mekke – ölüm: 661, Kûfe), İslâm Devleti’ni 656-661 yılları arasında yönetmiştir. İslam Peygamberi Muhammed’in hem damadı hem de amcası Ebu Talib’in oğlu olan Ali, İslam peygamberinin davetini kabul eden ilk erkektir. Sünni Islam’a göre Ali, dört halifenin sonuncusu, Şii Islam’a göre ise imamların ilki ve İslam Peygamberinin hak varisidir. Şii ve Sünni İslam arasındaki farklılaşmanın esas nedeni Ali ve İslam Peygamberi’nin vasisi hakkındaki bu görüş farklılığından ileri gelmektedir.

Ebu Talib ve Fatıma bint Esed’in çocukları olan Ali, Kabe’de doğan tek insan olup, İslam Peygamberi’nin himayesinde büyümüştür. Muhammed’e vahiy geldiğinde ise, onun davetini kabul eden ilk erkek olan Ali, hayatını İslam’a adamıştır. Peygamberin emri üzerine hicret gecesi onun yatağına yatan ve emanetleri sahiplerine ileten Ali, kısa bir süre içinde peygamberin ardından Medine’ye gitmiş, burada İslam Peygamberi’nin kızı Fatıma ile Allah’ın emri üzerine[6] evlenmiştir. Medine döneminde başlayan ilk küçük çaplı savaşlardan başlayarak neredeyse katılmadığı hiçbir savaş olmaması hasebiyle, savaşçılığı ve cesareti ile bilinen Ali, üçüncü halife Osman bin Affan’ın öldürülmesinin ardından halk tarafından halifeliğe getirilmiştir.

İslam medeniyetinde, Ali bilhassa ilmi, cesareti, imanı, dürüstlüğü, adanmışlığı, sadıklığı, cömertliği ve şefkati ile bilinip anılmakta olup, Sufi gelenekler için en önemli mistik figürdür. Özellikle, tefsir, fıkıh ve dini düşünce alanındaki üstünlüğü kabul görür.

Gençlik yılları ve Müslüman oluşu:

Şîʿa ve Alevî inançlarına göre Ali, Müslümanlar arasında ilk iman getiren, ‘Kâbe’de dünyaya gelen tek insan’dır. Sünnî inancına göre ise, Muhammed’in eşi Hatice‘den sonra iman etmiş olup, ikinci müslümandır.

Hicret – Medine dönemi:

Mekke‘lilerin İslâm peygamberini katletme kararı aldıkları hicret gecesinde Ali, canı pahasına, peygamberin yatağında yatmıştır. Birçok tefsircinin görüşüne göre Allah bu fedakârlığı takdir ederek şu ayeti nazil etmiştir:

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla canını satar.” (Bakara/207)

Muhammed bu sayede gizlice evden ayrılarak emniyet içerisinde Medine‘ye doğru yola koyulabilmiştir. İslâm peygamberinin emniyete kavuşmasından sonra da emri üzerine, Muhammed’e emanet olan çeşitli malları sahiplerine iade ederek annesini, Muhammed’in kızı Fatıma Zehra‘yı ve başka iki kadını da yanına alarak Medine’ye doğru hareket etmiştir.

Ali Medine’de devamlı Muhammed ile birlikteydi. Müslümanlar arasında kardeşlik akdi okuttuğunda Muhammed Ali’yi kendisine kardeşliğe layık gördü. Kızı Fatıma‘yı zevce olarak ona münasip gördü. Bir yıl sonra da ilk çocuğu olan Hasan dünyaya geldi.

İfk olayındaki tutumu:

İfk Olayı, Aişe‘nin 15 yaşında iken, bir sefer dönüşü esnasında kocası Muhammed‘i genç bir Müslüman askerle aldattığı iddiasıdır. İddianın Müslümanlar arasında yayıldığında aldığı tutum nedeniyle Aişe‘nin Ali’ye darıldığı, bu nedenle Ali’nin hilafetini desteklemediği düşünülür.

Evlilikleri ve çocukları:

Ali eşlerinden ve cariyelerinden olma 14 erkek çocuk, 18 kız çocuk sahibiydi. Fakat nesli, Hasan, Hüseyin, Muhammed (İbn-i Hanefiyye), Abbas ve Ömer adındaki oğullarından türemiştir. Oğullarından çoğu Hicretin 60. Yılında Kerbela Savaşı‘nda hayatını kaybetmiştir.

Ali’nin ilk eşi İslâm peygamberi Muhammed’in kızı Fatıma’dır. Ali Fatıma vefat edene kadar başkasıyla evlenmemiştir. Fatıma’dan 5 çocuğu olmuştur; isimleri şunlardır: Hasan, Hüseyin, Zeynep, Ümmü Gülsüm, Rukiyye ve Mûhsin ibn Ali. Mûhsin, henüz Fatıma‘ın karnındayken, vefat etmiştir.

Ali Âmir b. Kilâb Kabilesinden Ümmü’l-Benin bint-i Hizam ile evlenmiştir. Bu hanımından El-Abbâs, Câfer, Abdullah ve Osman adlarında dört çocuğu olmuş­tur.

Temim Kabilesin­den Leyla bint-i Mes’ud ile evlenmiştir. Bu hanımından iki çocuğu olmuş­tur: Abdullah ve Ebû Bekir.

Has’amî Kabilesinden Esma bint-i Umeys. Bu hanımından, Yahya ve Muhammedul-Asgar (Küçük Muhammed) dünyaya gelmiştir.

İslâm peygamberinin damadı Ebû’l-As b. Rebi’nin kızı Ümâme de, Ali’nin hanımlarından birisidir. Muhammedu’l-Evsat da (Hilâl ibn Ali) bu hanım­dan olmuştur.

Havlet bint Câ’fer isimli eşinden “İbn-i Hânifîyye” diye de bilinen Muhammed bin el-Hânifîyye isimli oğlu dünyaya gelmiştir.

Urve b. Mes’ud es-Sekafi’nin kızı Ümmü Said. Ali’nin bu hanımından ÜmmüT-Hüseyin  ve Büyük Remle adlı kızları olmuştur.

Kişisel özellikleri:

Ebû’l-Kâsım Muhammed ibn ʿAbd Allâh ibn ʿAbd’ûl-Muttâlib, Medine‘ye Hicret‘i emrettiğinde, Ali’yi Mekke‘lilerin emanetlerini dağıtması ve yatağına yatarak müşrikleriatlatması için Mekke‘de bıraktı. Ali görevini tamamlayıp Muhammed’den kısa bir süre sonra Medine‘ye ulaştı. Medine‘de Peygamber Muhammed, Allah‘ın onuFatıma‘ya lâyık gördüğünü bildirdi ve ikisini evlendirdi. Ali, Muhammed komutasındaki İslâm Devleti‘nde son derece aktif roller aldı; neredeyse tüm savaşlara katıldı, ordu komutanlığı, tebliğ elçiliği gibi görevleri icra etti. Üçüncü Hâlife Osman ibn-i Affân‘ın bir suikast sonucu ölmesiyle, halife seçilerek İslâm Devleti‘nin başına geçti. Yönetimi sırasında Müslümanlar arasındaki ilk iç savaş (İlk Fitne) patlak verdi. Ali, Kûfe‘de bir mescitte ibâdet ederken Haricîler‘den Abdurrahman İbn-i Mülcem tarafından hançerli saldırıya uğradı ve birkaç gün sonra öldü. Kûfe yakınlarında toprağa verildi.

İlk dönem İslâm kaynaklarının birçoğunda, Ali Kâbe‘nin içinde doğan ilk ve tek insan olarak kaydedilir. Ali’nin babası yerel bir kabilenin şefi olan Ebu Talib, annesi Fatıma bint Esed‘dir, bununla birlikte Ali, Muhammed’in evinde ve onun gözetiminde büyümüştür. Muhammed, peygamberliğini ilan edip İslâmiyet‘e davet etmeye başladığında, Ali bu daveti kabul eden Şia’ya göre ilk, Sünnilere göre (Hatice‘nin ardından) ikinci insandır.

Ali, İslâm Dünya’sının hemen her yerinde, imanı, adaleti, ülke yönetimi, dürüstlüğü, savaşçılığı, cesareti ve ilmi ile anılır. İslâm tarikatlarının çoğu, kökenleri olarak Ali’yi gösterirler ve onun soyundan geldiklerini iddia ederler. Ali İslam tarihinde üzerinde en çok tartışılan şahsiyetlerden biridir.

İlmi:

Sünni ve Şii kaynaklarda Ali bin Ebu Talib’in ilmi üstünlüğünden sıkça bahsedilir. Muhammed onu ilim şehrinin kapısı; insanların en bilgini; ahkâm ilminin en âlimi veümmete Ehli Beyt‘i açıklayan kimse olarak nitelemiştir. Ali, Kur’an‘ın tüm ayetlerini, ne zaman yazıldıklarını ve hangi olayla bağdaştırıldığını ezbere bilmekteydi. Bunda çocukluğunun Muhammed’in yanında geçmesinin büyük rolü vardır. Kendisinin şöyle dediğine inanılır: “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.”

 

Halifelik dönemi:

Müslümanlar‘ın bir kısmı, Ali’nin, kendinden önceki halifeleri kabul ettiğine inanırlar. Bununla beraber kendi halifeliğine kadar hiçbir savaşa katılmamış olması, diğerlerini halife olarak kabul etmediğine yorulur. Üçüncü Hâlife Osman ibn-i Affân âsiler tarafından öldürülünce, halk Ali’ye biat ederek onu hilafete seçti. Osman taraftarlarının bir kısmı onun katilini bulana kadar Ali’yi hâlife olarak kabul etmeyeceklerini söylediler ve Müslüman toplumu ilk kez iç savaşa sürüklendi. İslâm Devleti, Ali ile Muâviye‘nin önderliğinde ikiye bölündü. Müslüman toplumunu ilk kez iç savaşa sürükleyen bu duruma İslâm literatüründe “İlk Fitne” denir.

Ali, 4 yıl 9 ay süren hilâfet‘i müddetinde peygamberin sünnetine uydu. Toplumda çeşitli ıslahâtlara başvurarak, alt tabaka insanların iyi yaşamını temin etti.

Cemel Savaşı:

Ali bin Ebu Talib, İslâm Devleti‘nde çıkan karışıklıkları yatıştırmak için Basra yakınlarında ittifak kuran peygamberin dul eşi Aişe, Talha ve Zübeyr gibi İslâmiyet‘in tanınmış simaları ile savaştı. Ali’nin zaferi ile sonuçlanan savaşta Talha ve Zübeyr öldürüldü.

Bu olay Aişe‘nin devesinin etrafında gerçekleştiği için Arapça cemel (deve) kelimesine atfen Cemel Vakası olarak bilinir.

Sıffin Savaşı:

Irak ve Şam sınırlarında Muâviye ile savaştı. Sıffin Savaşı olarak bilinen muharebeler 3 ay devam etti. Taraflar yenişemeyince hakem heyetine başvuruldu. Hakem olayından da net bir sonuç çıkmadı.

Nehrevan Savaş:

Ali’nin ordusu tarafından Haricîler‘in büyük kısmı öldürüldü.

Ali’nin ölümü:

Nehrevan Savaşı‘nda rakiplerini ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaştan sonra, Haricîler‘den üç kişi Mekke’de Müslümanların siyasi durumları hakkında bazı müzakereler yaptıktan sonra Ali’yi öldürmeyi kararlaştırdılar. Bu üç kişiden Abd’ûr-Rahmân İbn-i Mûlcem, Ali’yi öldürmeyi üstlendi ve Kûfe’ye hareket etti. Kûfe‘de birmescitte ibâdet ederken Haricîler‘den Abd’ûr-Rahmân İbn-i Mûlcem‘in zehirli bir kılıç darbesi ile yaralandı. Bu saldırının amacı Nahrevan yenilgisinin intikamını almaktı.

Hâlife Ali bin Ebu Talib, Abd’ûr-Rahmân İbn-i Mûlcem‘in kılıç darbesinden sonra şöyle dedi: Kâbe’nin Rabbine andolsun ki, kurtuluşa erdim”! İki gün evinde yattıktan sonra, hicretin 40. yılı Ramazan ayının 21. günü vefat etti (M.S. 661). Defnedildiği yeri uzun bir süre yalnızca en yakınları bilmiş ve yaklaşık bir asır sonra İmâm Câʿfer es-Sâdık onun mezarının Necef‘te olduğunu açıklamıştır.

Ali vefat edince İslâm Devleti ve hilâfet, 20 yıllığına, uzun yıllar savaştığı Muâviye‘nin eline geçti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir